İLKOKUL (ANI)
Tarih: 3.2.2017 13:07:19 / 2148okunma / 4yorum
ZEKİ GÜVEN

                                            YENİPAZAR İLKOKULU 1965-1970-71                                      

/resimler/2017-1/31/1701476017552.jpg

   1968-1969 3. ve 4. Sınıflar Yenipazar´ın 1959 VE 1960 Doğumlu Çocukları

Öğretmen Satılmış Şahin, Eğitmen Mustafa Güven , Öğretmen Birsen Aydın, Hademe Ali Bayrakçı

            Ali Yıldız, Ergün Özmen, Fikri Selvi, Kadir Çoban, Mustafa Turan, Mehmet Ünsal, Tuncay Eker, Zeki Güven, Erdoğan Özmen, Engin Arıkan, Ekrem Özgüven, Yaşar Özmen,Mehmet Gündüz, Ömer Genç, İrfan Dağ, Ali Özcan, Naci Yılmaz, Bayram Kara, Hasan Bayrakçı, Seyfi Kara, Lütfi Kara, Davut Yüksel, Abdullah Yüksel
               Kızlar: Emine Yıldırım, Günnur Kullapçı, Ümmühan Yanık, Fadime Işık, Gülşen Özkan, Sezer Özgüven, Sevim Kamacı, Fikriye Uysal, Habibe Yıldız, Fadime Ünal, Fahriye Değirmenci, Zeyneti Değirmenci, Ümmühan Temiz, Yaşar Turan, Şehime Güven, Seher Şengül, Sebahat Aygüneş, Emel Vural, Gülseren Güven, Sevim Özgüven, Hamide Nadir, Sebahat Uluğ.
             Yazıma başlamadan önce  bütün öğretmenlerimi saygıyla vefat edenleri rahmetle anıyorum.

             " Karga karga gak dedi,

              Çık şu dala bak dedi,

               Çıktım baktım o dala,

               Bu karga ne budala.

               Karga fındık getirdi,

              Sıçan yedi bitirdi,

               Altı ay bir güz gitti,

               Müjde alfabe bitti."   Alfabe kitabımızın en son sayfasında bulunurdu bu tekerleme.

              Bu okulda dört derslik vardı. 2 ile 3 ler bir derslikte , 4 ile 5 ler öteki derslikte okurduk.   1´ler de ayrı bir derslikte öğrenim görürdü. Diğer sınıf beslenme odası  olarak kullanıyordu. İkinci dersten sonraki teneffüste Ali Bayrakçı ve eşi Şadiye hanımının pişirdiği cızdırmaları yer, süt tozu ile yapılmış sıcak içeceğimizi içerdik.

              Birinci sınıfı Eğitmen Mustafa Güven´de okuduk. ( Eğitmenler köy okullarında ilk üç sınıfı okutmak üzere yetiştirilmiş öğretmen.) Mustafa Güven tahminen 1940 lardan 1980´e kadar Yenipazar´da görev yapmış; dolayısıyla abilerimizi , ablalarımızı da  okutmuştu. Halkın sevgisini ve saygısını kazanmış bir kişiydi.

              En meşhur sözü: "Ulan herif! " idi. Dersi bilemediğimiz veya yaramazlık yaptığımız zaman bu sözü gülerek kullanır, parmaklarıyla öğrencinin kafasını sarar; sağa sola hafifçe çevirirdi. Bu hafif ceza yüzünden Eğitmen´den korkmazdık.

              Onunla ilgili unutamadığım bir anım da şuydu: Biz üçte Birsen Öğretmen´de, dört ile  beşte  Satılmış Öğretmen´de  okurken birinci sınıftan bir öğrenciyi doldurur, kurar ve bizim sınıfa gönderirdi. Dersin sonlarına doğru bu öğrenci tekme ile bizim sınıfın kapısını açar. Efe gibi sallanarak tahtanın önüne gelir ve şu nutku atardı: " Heeeeeeyyytttttt!... Bana derler Müştebaların Müştebası! Ben adamı yakarım! Var mı ülennnn bana yan bakan?  Heeeeeyyyyttttt!!!" Sonra kapıyı çarpar, çıkar giderdi sınıfına. Biz ve öğretmenimiz gül babam gül... Bu kişi Müşteba yerine Zeki, Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin olsa da metin aynıydı.

/resimler/2018-7/3/1242112899523.jpg

             Siyah önlük giyer, beyaz yaka takardık. Önlüğümüze kirlik de derdik. Kalemlerimizi kalemtıraşımız olmadığı için  babalarımıza bıçakla açtırır, sırça parmak kalana kadar kullanırdık. Silgimizi kaybolmasın diye bir iple boynumuza asardık. Defter ve kitaplarımızı, kalemlerimizi annelerimizin diktiği siyah bez torbalara koyardık. Okul çıkışında boynumuza asar, koşa koşa evimize gider; önlüğümüzü ve torbamızı kapı ve yer evinin penceresinden fırlattığımız gibi tahıl pazarına oynamaya koşardık. Çamur ta sırtımıza kadar çıkardı.

             Kışın her öğrenci iki adet sobalık odun getirirdi okula. Okulun bahçesine girişte sağ taraftaki bodrumun odunluk kapısı önüne bırakır, içeri girerdik. Okula girişteki merdivenlerinin karşısında  taşlar döşenmiş yaklaşık iki yüz metrekarelik kareye yakın bir zemin bulunurdu. Törenlerde sınıf sınıf boy sırasına göre bu zeminin üstünde sıraya geçerdik. Andımız´ı ve İstiklal Marşı´mızı bu zeminde söylerdik.

/resimler/2017-1/31/1707086023846.jpg

                        1966-1967 Eğitmen Mustafa Güven ve Öğrenciler Bu fotoğrafta 1960´lılar: Fikri Selvi, Muhsin Bağcı, Ömer Genç, İrfan Dağ,  Mehmet Ünsal, Hasan Değirmenci, Müşteba Aydoğdu, Nursen Varol, Fahriye Değirmenci, Meryem Özdemir, Vedat Çelik, Kadir Çoban, Ergün Özmen, Yaşar Özmen, Sezer Özgüven, Necla Nadir, Sebahat Aygüneş, Fikriye Uysal, Ayşe Karhan,  ...

                  İlkokulda bizim kuşak çocukların korkulu rüyası kerrat cetveli ( çarpım tablosu) idi. Birinci sınıftan itibaren teneffüslerde hep onu ezberlemeye çalışırdık. Her defterin arkasında bulunurdu kerrat cetveli. Okulun bahçesinde " iki kere bir iki, iki kere iki dört, iki kere üç altı...  Kimi öğrenci beşleri, kimi öğrenci yedileri; kimileri sekizleri çalışırdı. Çünkü okulda öğretmenlerimiz, sokakta abilerimiz, amcalarımız bizi bununla sınav yaparlardı çoğu kez. " Altı kere dokuz? "     __   Elli dört .  " Dokuz kere altı? "    __     ...   ?!

              En sevdiğimiz gün çarşambaydı. Çünkü o gün pazarda sucuk ekmek satan Gölpazarlı Demir Ali dayıdan yirmi beş kuruşa sucuk yağına batırılmış çeyrek ekmek alırdık. Ayrıca öğleden sonra da müzik dersi işlerdik . Bu derste Erdoğan Özmen´den Sevda Yüklü Kervanlar´ı, Ekrem Özgüven´den Sivas Ellerinde Sazım Çalınır´ı, Bayram Kara´dan Urfalıyam Ezelden, Urfanın Etrafı Dumanlı Dağlar, Aman Dünya Ne Dar imiş..., Mustafa Turan´dan Ben Hovarda Şoförüm´ü zevkle dinlerdik. Cumartesi günlerini de severdik. Çünkü cumartesileri yarım gün eğitim-öğretim  yapılırdı.

             Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz birçok yetenekli arkadaşımdan kimisi imkanı olmadığı kimisi de babalarının okutmaması, okuyup da ne olacak demesi yüzünden öğrenim çağlarını kaçırmış arkadaşlarımdır. Keşke hepsi okuyabilmiş olsalardı. İstanbul´ da yüzden fazla öğretmenli okullarda çalışırken çok kötü şartlarda okutulmuş bayan ve erkek öğretmen arkadaşlarımın yaşamöykülerini dinleyince okuyamayan zeki ilkokul sınıf arkadaşlarıma yandım.

            Fadime Ünal ( Kızılkuyulu  ), Zeyneti Değirmenci okuma dersinde çok başarılı öğrencilerdi. Güldür güldür ve hecelemeden okurlardı. Şimdiki değerlendirmem  şudur: Ya evlerinde okuyacak materyal çoktu ya da okuma kitabındaki metinleri defalarca evde tekrarlıyorlardı. Çalışkan öğrencilerdi.  Çoğumuz ağır okurduk. Matematik dersinde ise bakkal hesabı, pazardan alış veriş hesabı ve koyun kuzu hesabi çok öncelikliydi. Yani problemler güncel yaşamdandı. Bu derste Lütfi Kara iyiydi. 

           Bir gün matematik dersindeyiz. Dört ya da beşteyiz. İlkokul sınıf arkadaşım Bayram Kara´ya sordum bunu. "Dörtteydik ." dedi. Metrenin alt ve üst katlarını işliyoruz. Öğretmenimiz Satılmış Şahin. Sıra üst katlarına gelmişti. Sözel olara anlattıktan sonra bana " Zeki git , uzun bir urgan getir evden dedi." Koşarak gittim. Deste arabasını sardığımız urganlardan birini omzuma attım, döndüm okula.

          Bizim sınıf dışarıda beni bekliyordu . Hemen urganı uzatıp bir, iki, üç ,dört ... 10 m. "Çocuklar bununla 1 km. ölçeceğiz. Bakalım 1 km ne kadar bir uzunlukmuş ?

          Bahçe giriş kapısından yani Fethi Dülger´in evinin şimdiki hükümet binası köşesinden Gölpazar´ı yoluna doğru ölçmeye başladık. O zamanlar trafik hiç yok. Traktör bile yok. Cümbür cemaat ölçe ölçe gidiyoruz. Aşağıçay köprüsünün başında 1 km´yi tamamladık. 


           İlkokulda okurken unutamadığım bir anım da Gökçeler gezisiydi. Gökçeler´e gitmiş, öğrencilerle tanışmıştık. Her bir Gökçelerli öğrenci bir iki arkadaşımızı evlerine yemeğe götürmüştü. O arkadaşlarla diyaloğumuzu çoğumuz hala devam ettirmekteyiz. Aynı şekilde bize de Ahlar köyünden geziye gelmişlerdi. O öğrencilerin içinde kocaman kocaman sakalı bıyığı çıkmış öğrencilerin olması çok dikkatimizi çekmişti. Hepsi çok utangaç ve çekingendi. Demek ki öğretmenler bu öğrencilere çokça sınıf tekrarı ettirmişlerdi. 

          Bu Ahlarlı arkadaşlarımızın mahcubiyetlerini hiç unutamadım. Yıllar sonra öğretmen olduğumda  sene sonunda not veririken bu Ahlarlı abileri;  ortaokul ve lisede sınıfta bırakılarak öğrenim hayatı dışına itilmiş koca koca ve çok efendi arkadaşlarımı hatırladım ve kanaat notumu işlevsel hale getirdim.

            Kartal Dragos´ta Nihat Erim İlköğretim Okulu Türkçe öğretmeniyim. Sene sonu en son öğretmenler kurulu toplantısındayız. Gündem zayıfı olan öğrencilerin durumunun görüşülmesi. Çok zayıflı öğrencilerin çoğu Tekel Sigara Fabrikası´nda çalışan işçilerin çocukları. Kimi arkadaş iki zayıfı olanı geçirelim, kimi arkadaş üç zayıfı olanı geçirelim diğerleri kalsın diyor. Tek tük hepsini geçirelim diyen var. Ben de kimsenin sınıfta kalmasını istemiyorum. Yüz seksen gün okula devam eden bir çocuğa bir 2 ( 45 puan) verilmez mi? Zaten dört beş zayıfı olanların dördüncü ve beşinci dersleri ya resim, ya beden eğitimi, ya müzik. Çocuk bir ders fazla zayıf yüzünden  bir çok arkadaşından bir sene geride kalacak. Sınıfta bırakmak katı ve öğrenciye olumlu bir katkısı olacak bir karar gibi gelmiyor bana.  

               Bir ara toplantı salonundan çıktım. Hızlıca öğretmenler odasına gittim. Ceketimi giydim. Bütün düğmelerini ilikledim. Kravatımı iyice sıktım. Toplantı salonunun kapısına geldim. Kapıyı  tıklattım. Ta ki müdürün "Gir İçeri ." demesine kadar. İçeri saygılıca girdim. Esas duruşa geçip, başımı asağıya eğerek kurulu selamladım. Herkes şaşkın. Öğretmen arkadaşlarımın karşısına geçtim ve şu konuşmayı yaptım:

             " Öğretmenim, ben 9/C sınıfından 967 numaralı öğrenciniz ...  . Benim karneme dört zayıf geliyor öğretmenim. Matematik, Fen Bilgisi, İngilizce, iş-teknik öğretmenim. Öğretmenim, duyduğuma gör üç zayıfı olan sınıfını geçecekmiş öğretmenim. Ötekiler sınıf tekrarı yapacakmış öğretmenim.

             Öğretmenim siz terbiyeli olursanız, öğretmenler sizi sınıfta bırakmaz demiştiniz öğretmenim. Ben sizi sınıfta hiç üzmedim öğretmenim. Gördüğüm yerde sizi saygıyla selamladım öğretmenim. Yüz seksen gün Andımız´ı  büyük bir çoşkuyla söyledim. Sabahleyin karanlıkta herkesten önce okula geldim, hiç geç kalmadım, öğretmenim. Sınıfta bırakırsanız babam beni okutmaz artık. Ben  bir 2 alamadım sizden . Bu yüzden sınıf tekrarı yapacağım öğretmenim. Siz bilirsiniz öğretmenim. Ellerinizden öpüyorum..." Tekrar esas duruşta başımı öne eğerek selamladım. Sesim titremiş, yüzüm kızarmıştı sanırım. Gittim yerime oturdum.

            Okul müdürümüz "Buyurun bakalım, cevap verin çocuğa..." Önündeki Tebliğler Dergisi´ni açtı. İlgili yönetmelikten hatırladığım kadarıyla aşağı yukarı şunları okudu: "İlköğretim eleme yeri değildir. Sınıf tekrar etmesinde yarar görülmeyenler şube öğretmenler kurulu kararıyla zayıf ders sayısına bakılmaksızın bir üst sınıfa geçirilirler." 

           Ne yazık ki bu yönetmelik okullarımızda  öğretmenler ve idareciler  tarafından yıllarca uygulanmamıştır. Sınıf tekrarı verilen öğencilerin çoğu okulu bırakmış, öğrenim çağını örgün eğitimin dışında sokakta geçirmek zorunda kalmışlardır.

           O yıl kurul kararıyla bütün öğrenciler bir üst sınıfa geçirildi.                                                                                                                               Zeki GÜVEN Pendik, 04.02.2017 

Anahtar Kelimeler: ANILAR, İLKOKUL
Okuyucu Yorumları (4 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
ERGÜN ÖZMEN
4.2.2017 13:17:45
Zeki Güven hocam, eline, yüreğine, kalemine sağlık... Çok güzel yazıyorsun. Bütün yazılarını insan büyük bir zevkle, soluksuz okuyor; keşke bitmese diyorum, Türkmenli Kahraman amcanın dondurması gibi lezzetli şey... Herkes bir ilk okul anısını yazsa daha güzelleşse olmaz mı?
Mehmet Asım Bilgin.
4.2.2017 14:35:20
Zeki Hocam anılarınızı dört gözle bekleyip heyecanla okuyorum.Bizleri eskilere götürüyorsun.Elinize kolunuza sağlık Sizden dini ve milli bayramlarda çevre köylerden yaptıgınız maç anılarınızı paylaşmanızı istiyorum. Mümkün se Karaoğlan maçlarını Saygılar sevgilerle.
Ali Güven
6.2.2017 15:23:44
Hafızana ve kalemine sağlık Zeki abi. Yazıların bil ki biz Yenipazarlıların da hafızası olacak.Sonraki nesillere için belge ve bilgi olacak. Lütfen yazmaya devam et.. Seni seviyoruz.
Mahir karakas
2.5.2017 17:44:50
Hocam nasılsınız ben mahir banasiz tarkan derdiniz
Yazarın Diğer Yazıları
UNUTULMAYANLAR / ARİFA (1915-1999) (18 Temmuz 2018 - Çarşamba)
YENİPAZARCA ( MANAVCA ) SÖZLÜK (12 Mayıs 2018 - Cumartesi)
YENİPAZARCA DEYİMLER (01 Mayıs 2018 - Salı)
KES ULEN ( ANI ) (27 Nisan 2018 - Cuma)
ARKADAŞIM ERGÜN ÖZMEN (08 Ocak 2018 - Pazartesi)
YENİ YILDA DÜŞÜNCELER (TÜRKİYEM) (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
ÖĞRETMEN ANDI (24 Kasım 2017 - Cuma)
10 KASIM (10 Kasım 2017 - Cuma)
ESKİ PARAYİRLER (PANAYIRLAR) (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
YA SİZ NE YAPARDINIZ? (13 Ağustos 2017 - Pazar)
HARMANIN HATIRLATTIKLARI (30 Temmuz 2017 - Pazar)
ESKİ BAYRAMLARIMIZ (25 Haziran 2017 - Pazar)
ANNELER GÜNÜ DEYİNCE (14 Mayıs 2017 - Pazar)
ULUSAL BAYRAMLARIMIZ ( ANI ) (23 Nisan 2017 - Pazar)
YENİPAZARLI OLMAK (19 Mart 2017 - Pazar)
ORTAOKUL (ANI) (02 Mart 2017 - Perşembe)
YAŞAR CAMBAZ (ANI) (27 Şubat 2017 - Pazartesi)
ABASININ KÖYÜ (24 Şubat 2017 - Cuma)
İÇSEYDİ - GELSEYDİ AMK (19 Şubat 2017 - Pazar)
ESKİ KIŞLAR ( ANI) (07 Şubat 2017 - Salı)
GÜREŞ - VOLEYBOL ... (ANI) (19 Ocak 2017 - Perşembe)
YENİPAZAR´DA FUTBOL (ANI) (13 Ocak 2017 - Cuma)
BU TOPRAKLARIN EVLADI (ŞİİR) (10 Ocak 2017 - Salı)
İÇMEYİN ŞU B.KU (06 Ocak 2017 - Cuma)
YUSUF´UN DEDE DOSTU (ANI) (05 Ocak 2017 - Perşembe)
FOTOĞRAFLAR - TAHIL PAZARI (ANI) (03 Ocak 2017 - Salı)
Sayfa:
DOLAR
4.6560
EURO
5.4274
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Bilecik için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:28 08:13 13:12 15:35 17:53 19:25
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Müzik aşkı besteler.

Shakespeare
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ