MEHMET SARAÇ


ESKİ ZAMAN ÇOBANLARI

saraç


            ESKİ ZAMAN ÇOBANLARI

 İlgili resim   

 ESKİ ZAMAN ÇOBANLARI

        Eski zamanlarda ,çobanlık  öyle .

       Her yiğidin yapacağı ,katlanacağı  kolay bir iş değildi.

       Onların önlerinde enaz yüz, ikiyüz  davar hayvanı (koyun-keçi) bulunurdu.

       Eski zaman çobanları  sürüsüne baktığında,

      Saymadan hangi hayvanın sürüde olup ,olmadığını ,

      ,Sıması ve ismi ile bilirdi.

      Hayvanların  her birinin ,sarıbaş,karabaş gibi isimleri olurdu..

       Eski zaman çobanları ya kendi sürüsününün çobanı  ,

      Yada başka birinin sürüsünün çobanı olurdu.

       İyi bir çobanın aileden yada sürü sahibinden  ,

        Birinci beklentisi ,

       İyisinden en azından sürüyü koruyacak boğazında tasması olan,

       İki kangal köpek,

      Tasma , köpekler kurtlarla boğuşurken kurtun boğmaması için,gerekliydi.

      ve çantasında  iyi bir çakısı,

      Kendini koruyacak kızılcık ağacından  yapılmış kırılmaz ucu topuzlu sopası

      İkinci istedikleride,

      Önlerinde köyün zengini manası taşıyan , yüzden fazla keçi , koyundan oluşan  

     büyük bir sürünün çobanı olmak,

     ,ve

      Llider durumundaki keçilerde çan,

     Seçkin koyunlarda dömbek takılı olması,

     Sürünün  araziye  yayıldığında o çan ve dömbeklerin seslerinden yayılan  aküstük sesin onlara verdiği haz

     onları şımartır,gururlandırırdı.

       O sesler, aynı zamanda sürünün kontrolü,

       Kurt saldırısında alarm görevi yapardı..

       Eski zaman çobanları.aşklarını kimseye söylemezler,

      Ancak ,insanların çok gelip geçtiği çeşme ve yol boylarındaki   kalın kavak ağaçlarının kabuklarına ,o

      Çakıları ile sevdiklerinin isimlerini kazırlardı.

      Ağaçlar yaşlandıkca o yazılar  büyür ,karşıdan bile okunurdu

      Gönüllerinden geçenler gerçekleşirmi  dersen ,her zaman değil..

     Onlar aile büyükleri tarafından gözü açılmadan bir evvel münasip gördükleri biri ile erken yaşlarda başgöz edilirdi....

     Ağaçlara yazılan o isimler ağaçlar kuruyana kadar orada asılı kalırdı..

     Onların işleri gerçekten zordu,

      Sürüyü, gece, gündüz, kurttan koruyacaksın.

      Kuzuları ,oğlakları büyütüp ,onları sürüye katacaksın..

      Hiçbirini kaybetmeyeceksin.

       Kırda  hayvanların yattığı ağılın olduğu yerdeki sayada geceleri  yatacak,

      Sabah gündoğmadan sürüyü otlatmaya çıkaracaksın..ve 

      Bu senin hayatın olacak....

      Eski zaman çobanları hakkında küçüklüğümde , yöremizdeki büyüklerden  aşağıdaki hikayeyi duymuştum.

       Eski zaman çobanları geceleri içlerinden  birinin sayasında toplanır ,muhabbetlerini yaparlarmış...

       Bir akşam üç çoban, kendi köyleri dışında, sayaya yakın bir köyün (Yumaklı) kahvesine çay içmeye giderler.

       Masaya otururlar.

       Belli ki ceplerinde   paraları yok  ..Birisinde sattığı hayvanlardan aldığı bütün  50 kayması  var..

       .Kahveye otururlar,

       Birisi bağırır: "Bize üç çay!"

      Kahveci getirir, çayları içerler.

       Çıkarır 50 kayme  bardağın kıyısına (o zaman 50 tl çok para) koyar. Adam "bunu bozamam" der.

      Çoban cebine geri koyar parayı..

       Biraz daha otururlar, biraz muhabbetten sonra,

       İkinci çoban bağırır:

       "Bize üç çay!"

       Kahveci  o çayları da  getirir,

       O ara  50 kayme masa altından çay söyleyene  verilir,

       O da çıkarır kahveciye  aynı 50 kaymeyi  uzatır.

        Kahveci der yok abi, bozuk yok...

       O da parayı usulca cebine koyar.

       Biraz daha otururlar.

       Üçüncü çoban  bağırır: "Bize üç çay!"

       Yine alttan 50  kayme çayı söyleyene uzatılır.

       Çaylar yine gelir.

        Tam 50 tl yi çıkarırken kahveci  durumu anlar:

        "Bu çaylar son çaylardı, ocağı kapattım" der.

        Onların hepsi bu dünyadan ayrıldı.

         Ama sözleri ve izleri hala  yaşamakta.

         Allah rahmet eylesin 

         Mekanları cennet olsun..

                                                           M.SARAÇ