İşte böylece, olduğum gibi, binip kanatlarına mavi bir kelebeğin, gözden yitip gideceğim.
Ardımda ne kalırsa kalsın, benimle ne gelirse gelsin!
Tıpkı zıpkın yemiş bir kılıç balığı gibi su yüzeyinden derinlere doğru seyirtip köpek balıklarına mı yem olurum yoksa mercanların arasında renk cümbüşünün içinde sarhoş olup da kendimden mi geçerim, bilmiyorum.
Öyledir işte bu dünya dediğimiz küvezin içindeki uzay zamanına göre bir iki saniyelik misafirliğimiz:
Sever sevilir, sevmez sevilmeyiz; sövmez sövülür, ezmez eziliriz; dövmez dövülür, kovmaz kovuluruz…
Zümrüd-ü Anka işte bu nedenle üstlenmiştir kadim zamanlardan beri bu görevi:
Hakikat ve mutluluk arayanları Kaf Dağı’nın ardına uçurma görevini.
Haydi yum gözlerini, derin derin al ve tut nefesini!
Bırak şimdi kendini!
“Kendi”n nasıl olsa şahdamarında değil mi!
Ne duruyorsun, haydi!
Fikret Yıldırım
Görsel | n-tv.de


