FİKRET YILDIRIM


KAPI

.


Yaşamım boyunca ikinci kez oluyor bu: İşte bir kez daha arkasında ne olduğuna ilişkin hiç bir şey bilmediğim dev gibi ve hiç açılmayacakmış gibi duran, başlangıçsızlık ve sonsuzluk kadar eski bir kapı.

İlk kapının önünde beklerken gösterdiğim sabra bugün bile inanamıyorum. Bütün dünyayla ve kendi yaşamımla ilişkimi kesmiştim. Dayanılmaz bir acıyla beklemiştim o kapının açılmasını. Biliyordum, anahtarı bende değildi ama içimden, çok derinlerden gelen gizemli bir ses beklememi telkin ediyordu. Ve en sonunda, duvarları suyun debisine dayanamayan bir barajın çökmesi gibi açılmış, ben de ruhumun kıyılarından birinde açmıştım gözlerimi, pırıl pırıl bir güneş ve kuş seslerinin altında.

Bu seferki kapı ise bir öncekine benzemiyordu. Çünkü anahtarı benim elimdeydi; ne zaman açacağımı son derece iyi ve ölçerek zamanlamalıydım. Bu kapıdan içeri girdikten sonra dönüşü olmayacaktı. Seziyordum, bu kapının ardında beni daha dingin ve huzurlu bir dünya bekliyordu. Orası da burasıydı ama başka bir zaman boyutuydu; tıpkı uykuda geçen zamanla uyanıkken geçen zaman arasındaki farkın algılanışındaki gibi: Mutluluk, zamanın farkında olmayıştı, zamanın farkında oluş, yaşamın en ağır yüküydü.

Kapı oradaydı, anahtarsa burada, sıkı sıkı tuttuğum ellerimdeydi.

Kapı beni, ben de zamanını bekliyordum.

Fikret Yıldırım

Görsel | sosyalpopi.com