FİKRET YILDIRIM


ZAVALLI

.


Yapraklara bakıyordu ama ağacı görmüyordu.

Balını yiyordu arının ama kovandan haberi yoktu.

Sütünü içiyordu koyunun, onun yavruları için memelerini doldurduğunu düşünemiyordu.

Bestesini dinliyordu bestecinin, ruhumun gıdası diye, oysa onun karnını doyurmak için bestelediğini bilmiyordu.

Ne kadar güzelim, diyordu aynanın karşısında, aynayı kimin yaptığını sorgulamıyordu.

Bir kaç saniye önce gelmişti yeryüzüne, Tanrıyı gökte arıyordu.

En pahalı evlerde yaşamak, en pahalı arabalara sahip olmak istiyor, bağırsaklarında ne olduğunu hiç hatırlamıyordu.

En mükemmel parfümü sıkınmak istiyor, üç gün yıkanmayınca yanına yaklaşılmıyordu.

İnsandı.

Sorsan, bütün alemlerin sahibiydi.

Her türlü suçu işliyor, her türlü ahlâksızlığı yapıyor, katlediyor, öldürüyor “hiç pişman değilim, yine olsa yine yaparım” diyordu.

Sorsan, en namuslu, en doğru kendisiydi.

Hiç durmadan yalan söylüyor, çok yüzlü davranıyor, dindarlığı kimseye bırakmıyordu.

Öleceğini bilen belki de tek canlıydı.

Oysa her uyuduğu uyku son, her yediği yemek, içtiği su son olabilirdi.

Bilmediği bir şey vardı:

Zamanın neler getireceği konusunda son derece cahil ve zavallıydı.

Getirtildiği mevkiyi, oturtulduğu koltuğu kendisi zannediyordu.

Nefesi durup beyaz bir beze sarılıp tahta sandığa konduğunda okunacak selâ, yılanlara ve kurtlara yem olacağı toprak kendisini bekliyordu.

Yine de ve halâ da kafası buna bir türlü basmıyordu.

İnsandı.

Zavallı bir mahlûktu.

Fikret Yıldırım

Görsel | Google