FİKRET YILDIRIM


DİJİTAL NARSİSİZM

.


“Narsisizm” ya da Türkçe karşılığıyla “özseverlik”, “kendi”sini bir türlü bulup ulaşamayan “ben”in aynadaki yansımasında olduğu gibi kendi düşünce dünyasına ve bedensel özelliklerine duyduğu tapınmaya varan bir tür aşk durumudur.

Yunan mitolojisindeki Narkissos soyutlamasıyla günümüze dek gelen bu davranışsal özellik, pek kolay sağaltılamayacak müzmin bir hastalıktır. Dilimizdeki “nergis” çiçeği ve tıptaki “narkoz” sözcüklerinin de kökeni bu öyküye dayanır.

Henüz bebekken dış dünya ile kurduğu ilişkide egosu gelişmeye başlayan insan, içinde yaşamak zorunda olduğu öznel ve nesnel koşulların kaçınılmaz dayatması ve sonucu olarak “kendi”sinden habersiz bir “ben” inşa etmeye başlar.

Anne-babasının bilinçli ya da içgüdüsel tercihleri ya da evrimsel zorunluluk sonucu, onlardan aldığı genetik kodlarla yepyeni ve bambaşka bir insan olarak yaşam mücadelesi vermeye başlar. Yokluk, varlık, yoksunluk, varsıllık, somut ve soyut yaşam koşulları gibi pek çok etkenin devreye girdiği bu süreçte görece olarak daha olumlu çevresel nitelik ve niceliklerin de katkısıyla bir karakter geliştirme yolculuğuna çıkar. Aklı ve bilimi önceleyen ebeynlerinin de emek ve çabalarıyla “kendi”ni bulma deneyimlemeleri diğer ebebeynlerinkine göre daha kolay olacaktır.

İşte bu türümüzün en eski sorunsalı ya da sayrılığı, bilgisayar teknolojilerinin akıl almaz hız ve korkutucu sınırsızlığı, yakın zamanların küçücük bir eve doğarak çok dar bir çevrede yaşam yolculuğuna çıkan insanın, “kendi”sine yapmasını beklediğimiz yolculuğunda pusulasını sonsuza dek yitirmesi olasılığını da barındıran bir varoluşsal aşamaya evrilmiştir.

Sudaki suretine bakarken düşüp boğulan “Narkissos”un yerini bugün, elindeki cep telefonlarına (Handy) bakarken evrenin derinliklerinde yitip giden “Dijital Narkissos” almıştır.

Bu yitip-gidiş öylesine öyle bir düzeye gelmiştir ki, düşünsel ve duygusal sözcük ve sözceler kısırlaşarak yerlerini “emoji” denen “sarı kelle”lere ve rengârenk sembol ve resimciklere bırakmıştır. Çünkü düşünen, anlamaya çalışan insanın yerini ne zaman ve nereden geleceği belirsiz ama sürekliliği hızla artan dijital bildirimlerle cebelleşen ve bu saldırıların altında yok olma telâşına kapılarak şiddetle yalnızlaşan insan almaktadır. Durum böyle olunca da diyecek sözü, anlatacak hikâyesi olmayan “ben”lerin “öztapınım” hastalıkları onulmaz evrelere doğru akmaktadır.

Korkarım ki, bu ultra modern sayrılık “dijital narsisizm”, “kendi”mizi bir daha asla bulamayacağımız dönülemezliklere götürüp geride kalan canlılığa “dijital nergis çiçeği” bile bırakamayacaktır.

“Kendi”nden habersiz “ben”, sırsız aynadır ki, sırsız aynaya da ayna değil cam deriz; “kendi”mizi göremediğimiz.

Fikret Yıldırım

Dijital Narsisizm Hastalığı | Selfitis