İnsan hep “şimdi”de düşünür, geçmişi, şimdiyi, geleceği, gelmeyeceği, olacağı, olabiliri, olmayacağı.
“Şimdi” süreklidir, durmamacasıyadır; “geçmiş” bitmiş, sona ermiştir ama ayrık otu gibi etkir “şimdi”leyin.
Herkesin “şimdi”si özeldir, özneldir; sevinci, endişesi, mutluluğu ve kaygısı kendincedir. “An”ı “an”ına uymazdır, farkındalık radarında kaydedilemezdir. O nedenle kendisiyle hep çelişkidedir; unutur, yanlış anımsar, yadsır; çünkü “şimdinin aynası” sürekli yalancıdır. Savladıklarını çabuk unutur, içindeki doğal savcı hep tetiktedir.
Öznenin şimdisi ölçülüp kontrol edilemezken toplumun şimdisini hesaplayabilmekse beyin yakıcıdır. Çünkü zaman, mekânın ürettiği türevidir; her mekânın şimdisi yanılsamadır; denizin kenarındayken ve içindeyken başka başka düşünülür ve hissedilir. Düşünceleri mekân belirler; zaman algısını da mekândaki ışık. Aynı mezarlık, aynı öznede geceleyin ve gündüzleyin apayrı düşünceleri doğurur.
O yüzden düşünce ışıktan daha hızlıdır.
Özcesi; geçmişin karanlığına özlem duyan akıl tutulması inançlar, şimdiyi algılayıp göremezler; yaşayıp yaşamadığı asla bilinemeyecek kişilik ve masallardaki efsanelere tapar ve bu uğurda kan içerler.
Geçmişe geç kalınmış, geleceğe ölümcül korku salınmıştır.
Gelecek gelmez, geleceğe gidilir; tek koşulsa ışığın var olmasıdır; ışık varsa yol vardır, yoksa hiçliktir.
“Kara”msarlık geçicidir, umut zamanın sevgilisidir.
Fikret Yıldırım
Görsel | Işık umuttur.

