FİKRET YILDIRIM


ÖLÜM UÇUŞU

.


Işığa akar hep canlılık.

İnsan, 9 ay 10 gün ana rahmindeki cennetinde, çepeçevre kapalı bir ortamdaki sıvı içerisinde, annesinin hortumuyla beslenir olağanüstü bir koruma ve sevgi altında.

Ve doğaca belirlenmiş zamanda vakti gelince bağıra çağıra gelir ışığa. Artık içerideki varlığı sona ermiştir, bir bakıma içeride ölmüştür.

Toprak altında ağaç kökleri ve bitki özsuları emerek tam tamına 17 yıl yaşayan ağustos böceği, gün ışığına çıkıp eşleştikten 4 hafta sonra ölür.

Bu tılsım yalnızca mikrokozmosta değil makrokozmosta da böyledir:

Karanlıktan bir yıldız doğar ve ışığını saçarak toz olur gider evrenin sınırsız sonsuzluğunda.

Fizik evren bu gözlemi bize sunarken ruhbilimi de bir çok insanın ölümle burun buruna geldiğinde göz alıcı bir ışık topuyla karşılaşıp geri döndüklerini deneyimlemiş olduklarını anlatır.

Bir bakıma yaşam ve varkalma mücadelesi, öncelikle karanlıkta tohumlanarak başlar ve ışığa doğru akarak son bulur.

Binlerce yıl önce yeryüzünün çok değişik yerlerinde yaşamış insanlar, belki de bu nedenle güneşi kutsayarak ilkin onu tanrı olarak benimsemişler. Örneğin gidip gördüğüm Çin’de bir çok Budist tapınağında, Efes harabelerinde ve Latin Amerika’da rastlanan ve güneşi simgeleyen gamalı haç, Nazilerce tersine çevrilerek bayraklaştırılmış ve yine Litvanya da 2. Dünya Savaşı’nda aynı sembolü bayrağında taşımıştır.

“Hor, har” sözcükleri Hint-Avrupa dil ailesinde ateş, ışık ve güneşi tanımlayan kök sözcüklerdir. “Horasan” (güneşin yükseldiği yer), “horizon” (ufuk), “horus” (Eski Mısır’da güneş tanrısı) ve Türkçemizde güneşi muştulayan “horoz” gibi geniş bir sözcük yelpazesi, ışığın kutsallığına yapılan vurguların en belirgin olanlarıdır.

15 Ağustos 2023 tarihli gazetelerde, Adapazarı’ndaki Sakarya Köprüsü üzerinde bir önceki yıl temmuz ayında yaptıkları ritüeli yineleyen milyonlarca söğüt kelebeğinin sokak direği lambaları etrafındaki ölüm uçuşları da yine aynı varoluşsal törenin bir yinelenmesiydi.

İnsanlık tarihindeki nice pervane kişiliğin insanlığa katkı sağlamak için ışıyarak yok olmaları da aynı büyüleyicilikteki bir gerçekliktir.

Yunus Emre de “hamdım, piştim, yandım” derken kesinlikle bu evrensel bilgeliği dile getirmiş olmalıdır.

Fikret Yıldırım

Görsel | 15 Ağustos 2023 Sakarya Köprüsü