FİKRET YILDIRIM


SÖZ

.


Yazılı olarak ilkin, 735 Yılına tarihlenen Orhun Yazıtları’nda karşılaşıyoruz “söz” sözcüğüyle: İnim Kültigin birle sözleştimiz (Kardeşim Kültigin ile sözleştik).

“Söz”ün konuşma dilinde ne kadar eskilere dayandığını bilebilmemizse olanaksız.
Türk Dil Kurumu’nun internet sayfasına girdiğimizde “bir düşünceyi eksiksiz anlatan kelime dizisi, lakırtı, kelam, laf, kavil”, “ bir veya birkaç heceden oluşan ve anlamı olan ses birliği, kelime, sözcük”, “kesinlik kazanmayan haber, söylenti”, “bir işi yapacağını kesin olarak vadetme” ve “müzik parçalarının yazılı metni, güfte” gibi farklı tanımlarını öğreniyoruz.

Günümüz Türkçesinde, sözün en küçük birimine “sözcük” derken, sözcükleri yazılı olarak dilegetirdiğimizde “tümce”, sözlü olarak dilegetirdiğimizde ise “sözce” diyoruz.

Türkün 9. Yüzyılda İslamiyeti benimsemesiyle “kelime” sözcüğü de dile girmiş ve bugün artık her ikisini de birlikte kullanmak zorunda kalan bir dil anlayışı ve felsefesi ortaya çıkmıştır. Kalâm, kalâma, kelâm, kelime-i şahadet sözcükleri, “kelime”nin türevlerindendir. Bugün artık “kıymetli ve değerli seyirciler ve izleyiciler, misafirler ve konuklar” vb. gibi sayısız absürt kullanımlar çok doğal karşılanmaktadır. Fakültede öğrendiğimiz “Bab-ı Alî’nin yüce kapısından hüruc edip çıkarken, tesadüfen atlı bir süvariye rast geldim” örneğindeki gibi acınacak bir durumdayızdır.

“In principio erat verbum”. Yahudilik ve onun içinden doğan Hristiyanlık dinlerinin kutsal kitapları olan İncil’in Yuhanna Bölümü’nün girişi olan bu tümce “başlangıçta söz vardı” anlamını taşıyarak sözü Tanrı ile özdeşleştirmekte ve “Tanrı sözdür” demektedir.

Bilim bizlere, insan türünün altmış değişik ses çıkarabildiğini söylüyor. Bu değişik seslerle konuşmaya başlayan insan, zamanla sözcükler türetip sonra da sözceler kurarak anlaşmaya çalışıyor ve tarihin izleyen evrelerindeyse dağlara ve taşlara çizdiği işaretlere anlamlar yüklüyor ve nihayet papirüs dediğimiz kurutulmuş bitki yaprakları üzerine ilk yazılı ve resimli betimlemelerini kazıyarak zamanın yok ediciliğine karşı gelmeye çalışıyor.

Sesin başlı başına büyüsünü bir kenara koyacak olursak, bugün sözün melodik ve anlam içeriği bakımından önemini, günümüz dünyasındaki yaşamlarımızın her anında görebiliyoruz. “Söz açmak”, “söz anlatmak”, “söz kesmek”, “söz vermek”, “sözünü tutmak”, “söz anlayan beri gelsin”, “söz gümüşse sükut altındır”, “sözünü bilmek”, “sözünü sakınmamak”, “sözleşmek”, “sözünün eri” gibi sayısız deyim vardır Türkçede.

Özcesi; insanı insanlaştıran ya da insanlıktan uzaklaştıran en önemli iletişim aracı, “söz”dür. Gerçeği açığa çıkarmakta olduğu gibi saklamakta da “söz” en güçlü silah olmuştur. “Söz”, bütün bir toplumun yazgısını belirleyebilmektedir.

Özellikle, siyaset sahnesindeki oyuncuların, özleriyle sözlerinin bir olup olmadığı, hiç bir zaman bugünkü kadar önemli olmamıştır.

“Bir söze bakarım söz mü diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye” sözü, insanlaşma yolundaki en kutsal anahtar olmuştur artık.

Ve geniş kitleleri narkozlayabilmenin en güçlü ve kestirme yolu da söz cambazlığından geçmektedir.

Söz vardır aşık eder, ettirir; söz vardır katil eder, öldürür.

Tutmayacağımız sözü vermeyelim, sözünü tutmayanlara da yüz vermeyelim!

Fikret Yıldırım ©

Eski Mısır'dan Bir Tablet | www.pinterest.de

/resimler/2019-7/20/1937323871401.jpg