Sözcük, Arapça'daki “bir arada toplanma”, “bir arada bulunma” anlamındaki “cumhur” sözcüğünden türetilerek giriyor 18. Yüzyılda dilimize.
Tarihsel süreçteki “monarşi” ve “oligarşi” gibi yönetim biçimlerinin karşıtı olarak çıkıyor karşımıza. Monarşi tek adam yönetimi iken oligarşi ise seçkin bir grubun yönetimi olarak görünüyor tarih sahnesinde. Cumhuriyet ise kitlelerin, halkın ya da halkların kendi kendini yönetebilmesi temelinde yükselen demokratik bir yönetim biçimi iddiasıyla yer alıyor toplumsal yaşamda.
Bugün, diğer pek çok tarihsel örnekte olduğu gibi, 13. Yüzyılın sonundan 20. Yüzyılın başına dek yaklaşık 600 yıl hüküm sürmüş olan Osmanlı İmparatorluğu’nun tarih sahnesinden çekilmesinden sonra 70’in üzerinde devlet ve devletçik tabelasına rastlıyoruz, Kuzey Afrika’dan Rusya’ya, Batı Asya’dan Doğu Avrupa’ya dek. 600 yıllık dünya tarihi içerisinde olup bitenleriyse, tarih bilimi bizlere sayısız tarihbilimcisiyle anlatmasını sürdürüyor.
İngilizce’de Ottoman (od, otto = ateş, ateşten adam) Almanca’da Osmanen (Osmanlılar) olarak tanımlanan bu koca imparatorluk, başlangıçta Osman Bey ve adamlarının kurduğu bir Türk Beyliği olarak tarih sahnesine çıktıktan sonraki süreçte hızla büyüyüp gelişerek, kurucusunun Türkçe konuştuğu ve yıkılmasını engelleyemeyenlerinse, bir başka deyişle kurucularıyla en küçük torunlarının birbirlerini anlayamayacakları, Türkçe-Arapça ve Farsça’dan oluşan Osmanlıca dilini konuştukları bir emperyal güç olarak ömrünü dolduruyor.
Nasılki, ömrünün son demlerine gelmiş bir insan teki, gençliğine ya da çocukluğuna asla dönemeyecekse ve bunu adı gibi bilirse, toplumlar da hiç bir zaman geçmişte yaşayamayacaklarını çok iyi bilirler ve bilmek zorundadırlar. Zamanında uyanılmazsa eğer, bireysel nostaljiyle toplumsal nostaljinin her ikisi de son derece tehlikeli düşsel hastalıklar olabilirler.
Dünya ölçeğinde büyük savaşların yaşandığı, insanlığın faşizm ve komünizmi deneylediği bir zaman aralığında, bütün taşıyıcı ve koruyucu sütunları birer birer yıkılarak ayakta duramayacak noktaya gelmiş bir yönetim aygıtının 29 Ekim 1923 tarihinde tüm dünyaya beyan ettiği Cumhuriyet, diyalektiğin “her şey kendi zıddını yaratır” ilkesinden hareketle yepyeni bir proje olarak ortaya çıkıyor.
O günün dünya konjonktüründe, bu kendi içindeki büyük devrimi gerçekleştiren tüm kadroların başındaki Mustafa Kemal (1934 Yılı’nda çıkarılan 2526 sayılı Soyadı Kanunu’na göre 24 Kasım 1934’te Atatürk soyadını alıyor), 42 yaşında genç bir asker ve devlet adamı olarak bugün bile bir yanda büyük bir sevgi, minnet ve hayranlıkla anılırken, öte yandan çağdışı ve insanlıkdışı referanslarla geçmişte yaşamakta ısrar etmekte olanlarca da nefret, kin ve küfürle lanetlenmektedir.
Her ne kadar torunlar, devrimleri kanlarıyla yapıp kendilerine emanet eden atalarına ihanet etseler de, tarihin ve evrimin tüm dünya ölçeğindeki yönü, aklı ve bilimi ve de sevgiyi göstermektedir.
Ve ne yazıkki, gri ve kanlı "dün"e "bugün"ün renkli ve rahat pencerelerinden bakmakta ısrar eden sözde radikal ideolojiler, "cumhuriyet"in anlamını kavrayabilmekten halâ çok uzak duruyorlar.
Özcesi; sloganımız “Yaşasın Cumhuriyet” değil “Cumhuriyeti Yaşatacağız” olmalıdır.
Cumhuriyetimizin 96. Yıldönümü Kutlu Olsun!
Fikret Yıldırım
