Menü YENİPAZAR'IN SESİ GAZETESİ / BİLECİK
FİKRET YILDIRIM

FİKRET YILDIRIM

Tarih: 26.10.2019 20:48

KOŞ BAKALIM KOŞ

Facebook Twitter Linked-in

Yıllar önceydi.

Canhıraş koşuyordum. Bir sonraki vapur çok geç saatlerdeydi. Yetişemezsem vapuru kaçıracak ve işimi de biteremeyecektim.

Güzel bir sonbahar öğleden sonrasıydı. O zamanlar, bir tek Kartal İskelesi’nden binilerek geçilebiliyordu Yalova’ya. Yetiştin yetiştiydin, yoksa oldukça seyrek aralıklarla seyreden vapur tarifelerine göre gidebilirdin Yalova’ya.

Gebze – Haydarpaşa banliyö treninden Kartal İstasyonu’nda inmiş, beş dakika sonra kalkacak Yalova vapurunu yakalayabilmek için can havliyle başlamıştım koşmaya. Bugünkü kadar olmasa da, kalabalıkların içerisinden kimi zaman yayalara dokuna çarpa koşuyordum.

Soluğum daralmış, gözlerim etrafı göremeyecek kadar zayıflamıştı. Ama ne olursa olsun bu vapura binmeliydim.

Tam alt geçitten hışımla çıkmıştım ki, birdenbire vapurun kalkış sireni duyuldu. O an ben de oracıkta aniden duruverdim.

Soluk soluğaydım. Bir yandan ciğerlerimin inip kalkması, öte yandan da gözlerimin yerinden fırlayacakmış gibi olması, oracıkta çakılıp kalmamı engelleyememişti.

Sonra nasıl olduysa, aniden başımı sola çevirivermiştim. Ne, hangi güç başımı o yana çevirtmişti, bugün halen bilmiyorum.

Elim ayağım tutuyor, kısa mesafe koşucusu olmasam da koşabiliyordum. Başkaca hiç bir sağlık sorunum yoktu. Ama bir vapuru kaçırdım diye sanki dünyam kararmış, sinirden gömgök olmuştum.

Ama o, orada duruyordu işte!

Çınar ağacının altında, o zamanki petrol varili biçimli çöp bidonlarının yanıbaşında, onlardan birisiymiş gibi öylece duruyordu, hiç kımıldamadan.

Boynundan sıkı sıkıya iliklemiş olduğu mintanı ve çöp bidonlarına benzer renkteki ceket ve bacakları yarım pantolonu ile modern resim sergisinin bir ürünü gibiydi.

Başında kasketi, kirpiksiz gözlerindeki kızarıklık, yaşadığının belki de tek göstergeleriydi.

Kolları ve bacaklarının dizlerinden aşağısı yoktu.

Oradan gelip geçenlerden kendisine gönüllerden ne koparsa yardım etmelerini bekliyordu.

Bir çınar ağacı gibi bulunduğu mekâna mahkûmdu; oradaki zamanı bir anıt gibi izliyordu.

Çok utanmıştım. Utanmak ne söz, yerin dibine girmiş, volkanların içine düşmüştüm.

Ne zaman bir yere yetişmek için koşmaya başlasam, otuz küsur sene önce yaşadığım bu an gözümde canlanır ve koşmamın sonrasını hatırlayamam.

Ve her defasında da yaşamın anlamının, onun bize sunduğuyla sınırlı oluşu bilinciyle irkilir, kendime gelirim.

Fikret Yıldırım

Görsel | haber7.com


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —