Sessizlikten doğar ses.
Tartışmalı teorideki “büyük patlama” da (Big Bang) hiçliğin sessizliğinden doğmuş olmalı.
Doğadaki neredeyse tüm canlıların kendi türleriyle iletişim aracı olarak özgün sesler çıkardıklarını gözlemliyoruz.
Rüzgâr, fırtına, dalga, deprem, erozyon gibi çok çeşitli doğa olaylarının çıkardığı sesleri işitme organı bulunan tüm canlıların bir uyarı aracı olarak algılayarak hayatta kalabildiklerini söyleyebiliriz.
Tavşanın en ufak bir sesten korkusunu bilmeyenimiz yoktur. Postu deldirmek an meselesidir.
Biz insanlar içinse, doğumla başlayan sahne alışımız ilk solo parçamız olarak çınlar olay yerinde hazır bulunanların kulaklarına. Esaslı bir çığırıştır bu: “Heeeyyyt savulun ben geldim”dir.
Zamanla çevremizdeki sesleri ve sessizlikleri ayırt etme yetimizi geliştirerek belki de ses sanatçısı bile oluruzdur.
Ailemiz içindeki sesler giderek birer anlam yüklenerek anlaşabilmemizin olmazsa olmazları arasına girer. Açlık, susuzluk, korku ve sevinç gibi deneyimlerde çıkarabildiğimiz seslerle derdimizi anlatabilmeyi öğreniriz. Sonrası başka başka seslerin çıkarıldığı kocaman bir dünyanın varlığının bilincine varmaktır.
Evet ses, yine seslerin aralarındaki boşluklarla birlikte anlam kazanıp genişleyen bir iletişim aracıdır. Bu araca “dil”, seslerin bilimine de “fonoloji” diyoruz.
Aslında gelmek istediğim nokta, yine seslerden ve eslerden oluşan müziğin de büyüleyici bir başka dil olduğu. Nasıl ki, yaşamımızı düzene koyarak kültürümüzü geleceğe aktarmak için olağanüstü yaratıcılıkla yazıyı bulmuşsak, teknolojik devrimlerle de sesleri kayıt altına almak için akıl almaz yöntemler geliştirmişiz.
İşte bu seslerden kurduğumuz diller, dünyanın bütününe bakabildiğimizde 6 binin üzerine çıkabilmekte; baskın olanlar daha uzun ömürlü olurken tablet ve çiviyazısı olarak iz bıraksalar da birçoğu yok olup gitmiştir: Sümerce, Akadca, Hattice, Luvice vd. en belli başlı örneklerdendir.
Bana göreyse insanın ve hatta doğanın en mükemmel dili “müzik”tir. Müzik eğitimi almış ya da doğuştan bu yetiyle yeryüzüne gelmiş insanların müziğin büyüsüne kapılmamaları olanaksızdır. Ve müzik, tüm zamanların üzerindeki tek sınırsız ve sonsuz dildir. Dinleyip anlamaya çalışan her özneye söz ve yazıyla asla anlatamayacağı anlamlar sunar.
Bir sanat akşamında ünlü bir piyanist son bestesini icra ettiğinde konuklardan biri yanına yaklaşarak “üstat, bu parçanızla ne anlatmak istediniz” diye sorar. Bunun üzerine de o ünlü besteci, son parçasını bir kez daha çalarak “işte bunu anlattım efendim” der.
Müzik, önce can kulağıyla dinlemenin ve susmanın, sonra da anlama çabasının terbiyesidir.
Müzik dilinin yüceliğine ve kültürlerüstülüğüne tüm insanlığın erebileceği zamanların dilek ve ümidiyle.
Fikret Yıldırım
Görsel | Google
