Çok sevdiğindir.
Yaşam onunla anlamlıdır. O olmazsa olmazdır. Onsuz hiç olmazdır, bunu aklının ucundan bile geçirmezsindir. Az ya da çok, kısa ya da uzun, bir çok acı-tatlı yaşantıları onunla bölüşmüş, belleğine kazımışsındır.
Akıp gitmektedir zaman; anlar birbirini kovalamakta, aynalar hiç bıkmamasıya göstermektedir değişimin ve tükenişin kaçınılmazlığını, sen çoğun farkına varamasan da.
Öfkeleşmişsin, küsüşmüşsündür; gücenmiş, darılmış, sevinmiş, gülüşmüşsündür.
Onun kim olduğunu sen çok iyi bilirsindir: O bir babadır, anadır, kardeştir, eştir, arkadaştır, dosttur, sırdaştır, sevgilidir, o bir güzel insandır.
Ama her şeye karşın unuttuğun çok yalın bir gerçek vardır; senden önce, sen varken ve senden sonra da hüküm süren: Ayrılık.
Çünkü hüzün de yaşamaya dairdir; ayırdında olamasan da her zaman, en önemli parçasıdır yaşamının.
Bilirsindir, giden dönmezdir; çıldırsan da ne görünür ne de ses verirdir.
Onu yokluğunda yaşatmak, senin belki de varlık nedenindir. Çünkü o öyle yaptığı için sen onu sevmişsindir. Öyleyse sana düşen de, birdenbire yok olduktan sonra geride bıraktıklarına nemli de olsa gülümseyen bir çift göz ve anımsandıkça titreyen bir çift dudak bırakmaktır.
Belki de tek varlık nedenin budur.
Çünkü sen, adına “insan” denilen ve varoluşun en ayrıcalıklı türüsündür.
Öyleyse önce “insan” olabilme erdemine ulaşmalı ve sonra da bu meşaleyi geleceğin ideal insanına aktarmalısındır!
Sevgi mabedi senin yüreğinle yükselecektir!
Görmüyor musun, en büyük gücü sana yitirmiş olduğun sevdiklerin vermektedir.
Fikret Yıldırım
Görsel | www.muglasozcu.com
